Günay DEMİRBAĞ
Kruvaziyer turizmi, son yıllarda Türkiye’de yeniden güçlü bir ivme yakalarken, bu yükselişin arkasında deneyim ve doğru iş modelleriyle konumlanan şirketler dikkat çekiyor. Bu şirketlerden biri olan Sea Genesis Group, her ne kadar genç bir yapı gibi görünse de, arkasında çeyrek asırlık sektör birikimini barındırıyor. Sea Genesis Group Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yazıcı ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide; şirketin kuruluş hikâyesinden Türkiye kruvaziyer pazarındaki dönüşüme, değişen tüketici alışkanlıklarından lüks ve tematik seyahat trendlerine kadar geniş bir perspektifte sektörün bugününü ve yarınını konuştuk.
Ahmet Bey, Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünden mezun olduktan sonra ve “Kruvaziyer Liman Özelleştirmesi” üzerine bitirme tez yazdığınızı biliyoruz. Sizin kurduğunuz Sea Genesis Grup oldukça genç ve deneyimlerinizi buluşturduğunuz bir şirket. Bize biraz kuruluş hikâyenizi anlatır mısınız?

Sea Genesis Grup firması 3 yıl önce kuruldu ancak aslında 25 yıllık bir tecrübenin sonucunda ortaya çıktı. Şirketimiz bugün yaklaşık 20’ye yakın dünya çapındaki cruise line markasının Türkiye temsilciliğini yürütüyor. Norwegian Cruise Line, Carnival, Disney Cruise, Ponant, Arosa, Universe ve Seabourn gibi önemli markalarla çalışıyoruz. Bu markaların ürünlerini Türkiye’deki büyük tur operatörlerine paketleyerek sunuyoruz. Şu anda ürünlerimiz Setur, ETS, Tatil Sepeti, Pronto gibi birçok operatörde yer alıyor.
İş modelinizin merkezinde nasıl bir yapı yer alıyor?
Aslında biz B2B çalışan bir yapıyız. Cruise firmalarının ürünlerini alıp paketliyoruz ve Türkiye’deki tur operatörlerine sunuyoruz. Bunun yanı sıra Türk Hava Yolları ve Pegasus ile yaptığımız anlaşmalar sayesinde uçuş dahil paketler oluşturuyoruz. Acenteler de bu ürünleri son kullanıcıya ulaştırıyor.

İDO ile olan iş birliğiniz de dikkat çekici. Bu konuyu biraz açar mısınız?
Firmamız, İDO’nun hem temsilcisi hem de tek yetkili brokerı. Yunan adalarına yönelik tüm konaklamalı paketleri biz hazırlıyoruz. Ferry724 markamız üzerinden “Ferry & Stay” programlarıyla İDO’nun web sitesine de hizmet veriyoruz. Yani feribot + otel konseptini tek bir paket haline getiriyoruz.
Türkiye’de kruvaziyer pazarı nasıl bir gelişim gösteriyor?
Türkiye pazarında cruise satışlarının büyük bölümü paket tur olarak gerçekleşiyor. Biz bu paketleri hazırlayıp acentelere sunuyoruz. Özellikle son dönemde çok ciddi bir büyüme var. Outgoing tarafta yaklaşık 100 bin yolcuya ulaştık. Incoming tarafında ise son 13 yılın zirvesindeyiz ve iki milyon yolcuyu aştık.
Bu hızlı yükselişin arkasındaki temel nedenler neler?
Özellikle İsrail ve Rusya’daki gelişmeler nedeniyle gemi rotaları Türkiye’ye kaydı. İstanbul ve Kuşadası limanları ciddi talep görmeye başladı. Artık 6.800–7.000 yolcu kapasiteli dev gemiler Türkiye’ye geliyor. Bu da doğal olarak toplam yolcu sayısını yukarı taşıdı.

Feribot ve cruise tarafını birlikte değerlendirdiğinizde nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?
Feribot tarafında İDO yılda yaklaşık 226 bin yolcu taşıyor. Ancak konaklamalı paket tercih edenlerin sayısı 4-5 bin civarında. Çünkü artık insanlar feribot ve oteli ayrı ayrı alabiliyor. Buna rağmen İDO kapasitesini artırıyor ve 500 bin yolcu hedefliyor. Cruise tarafında ise bu yıl paket sayısında %100 artış sağladık.
Eskiden Türkiye limanlarından yolcu alınmadığını biliyoruz. Bu durum değişti mi?
Evet, ciddi şekilde değişti. Eskiden gemiler Türkiye limanlarından yolcu almak istemiyordu. Şimdi ise Türkiye pazarına yüksek kontenjan ayırıyorlar. Bu da satışları doğrudan artırıyor.
Tüketici tarafında hâlâ bazı önyargılar var mı?
İki temel bariyer var: biri fiyat algısı, diğeri çekince. Cruise tatilleri pahalı zannediliyor ama aslında 3 gecelik turlar 350 Euro’dan başlıyor. Ayrıca deneyimleyenlerin tekrar etme oranı %96. Yani bir kez deneyen genellikle vazgeçemiyor.
Cruise deneyimini bu kadar farklı kılan nedir?
Aslında her geminin bir karakteri var. Eğlence odaklı tatil isteyenler Carnival’ı, özgürlük arayanlar Norwegian’ı, çocuklu aileler Disney’i tercih ediyor. Tematik cruise’lar da var. Doğru gemiyi seçtiğinizde deneyim bambaşka oluyor.

Gemiler artık adeta birer destinasyon haline geldi diyebilir miyiz?
Kesinlikle. 7.000’e yakın yolcu kapasitesi, 24 saat yaşayan bir yapı ve sayısız aktivite… Sadece gemide kalarak bile tatilinizi tamamlayabilirsiniz.

Lüks segmentte nasıl bir tablo var?
Lüks segment tamamen farklı bir dünya. Seabourn, Regent Seven Seas, Oceania gibi markalar ultra lüks deneyimler sunuyor. Daha az yolcu, daha geniş kabinler ve Michelin yıldızlı şeflerin hazırladığı menüler… Haftalık 1.200 Euro’dan başlayıp 26.000 dolara kadar çıkan seçenekler var.
Tematik cruise’lar da oldukça dikkat çekiyor. Örnek verebilir misiniz?
Golf cruise’ları, diyet programlı seyahatler ya da klasik müzik temalı turlar… Örneğin Viyana Filarmoni Orkestrası ile Baltık başkentlerini geziyorsunuz ve her limanda konser deneyimi yaşıyorsunuz. Bu tarz deneyimler özellikle lüks segmentte öne çıkıyor.
Global ölçekte cruise sektörü ne büyüklükte? Türkiye’nin payı nedir?
Dünya genelinde cruise sektörü yaklaşık 170 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip. Türkiye bu pastadan yaklaşık 850 milyon dolar pay alıyor. Ayrıca cruise yolcusu, otel müşterisine göre 7 kat daha fazla harcama yapıyor. Bu da sektörün ekonomik etkisini çok daha değerli kılıyor.
Son olarak, cruise turizminin şehirler üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir bölgenin ekonomisini dönüştürmek istiyorsanız cruise turizmi çok güçlü bir araç. Gemiden inen yolcuların neredeyse tamamı şehirleri geziyor, alışveriş yapıyor. İstanbul’da Sultanahmet, Topkapı Sarayı, Kapalıçarşı gibi noktalar yoğun ilgi görüyor. Bu hareketlilik şehir ekonomisine doğrudan katkı sağlıyor.