Dokuzuncu yılında bölgesel bir etkinlik olmanın çok ötesine geçerek uluslararası ölçekte referans gösterilen bir platforma dönüşen Heritage İstanbul, kültürel miras alanında yalnızca bir fuar değil, aynı zamanda güçlü bir bilgi, iş birliği ve vizyon alanı sunuyor. Restorasyondan müzeciliğe, dijital teknolojilerden “yaşayan miras”a uzanan geniş kapsamıyla dikkat çeken organizasyon, değişen dünya dinamiklerine uyum sağlayarak büyümesini sürdürüyor. Heritage Projeleri Kurucusu Osman Murat Akan ile yaptığımız kurucu vizyonundan kırılma anlarına, geleceğe dair hedeflerinden sektörün karşı karşıya olduğu risklere kadar uzanan kapsamlı söyleşide, kültürel mirasın bugünü ve yarınına dair çarpıcı değerlendirmeler öne çıkıyor:
HERITAGE İstanbul, dokuzuncu yılında artık bölgesel bir etkinliğin ötesine geçerek küresel ölçekte referans gösterilen bir buluşma noktası haline geldi. Sizce fuarı bu noktaya taşıyan en önemli kırılma anları neler oldu?


Heritage İstanbul’un 2015 yılından bu yana yalnızca sektörel bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, üstlendiği kültürel mirası koruma misyonunu uluslararası ölçekte büyüterek ilerlediğini söyleyebiliriz. Bu süreçte CULTURAL HERITAGE PLATFORMS başlığı altında kurguladığımız farklı mecralar, Heritage markasının Türkiye’den dünyaya açılan yüzleri olarak gelişti ve zaman içinde kurumsal bir kimlik kazandı. Temel hedefimiz, kültür mirası endüstrisinin Türkiye’de sahip olduğu potansiyeli uluslararası ölçekte karşılık bulabilecek güçlü ve sürdürülebilir bir yapılanma içerisinde değerlendirmekti. Bu anlayışla hareket ederek restorasyon, müzecilik ve sergileme, arkeoloji ve kütüphanecilik gibi kültür mirası alanının temel sektörlerinde faaliyet gösteren tüm aktörleri bir araya getiren bütünleştirici bir rol üstlenmeye çalıştık. Bununla birlikte yalnızca reel sektörlerle sınırlı kalmayıp, “yaşayan miras” olarak da adlandırılan somut olmayan kültürel miras alanlarını ve doğal miras unsurlarını da kapsayan daha geniş bir perspektif benimsedik. Böylece kültürel mirasın korunması, araştırılması ve kamuya sunulması süreçlerinde farklı disiplinleri buluşturan çok katmanlı bir yapı oluşturmayı amaçladık.

Bugün geldiğimiz noktada Heritage İstanbul’un hem Türkiye’de hem de çevre coğrafyayı kapsayan bir hinterland içerisinde karşılık bulan, uluslararası ölçekte dikkat çeken önemli bir kültür mirası buluşma noktası hâline geldiğini söylemek mümkün.
Tüm bu gelişmeler ışığında organizasyon açısından iki önemli kırılma noktası yaşandığını söylemek gerekir. Bunlardan ilki, etkinliğin mekânsal ölçeğinde gerçekleşen ilk değişimdi. Organizasyonun başlangıçta düzenlendiği Hilton Convention Center’dan Lütfi Kırdar Exhibition & Congress Center’a taşınması, Heritage İstanbul’un hem fiziksel kapasitesini genişletmiş hem de daha kurumsal ve organize bir yapıya doğru evrilmesine imkân tanımıştır. Bu değişim, etkinliğin büyüme potansiyelini açığa çıkaran ve daha geniş katılımlara olanak sağlayan önemli bir eşik olarak değerlendirilebilir.
Bana göre ikinci ve daha belirleyici olan kırılma noktası ise, bir dizi olumsuz etkinin ardından 2024 edisyonu sonrasında ortaya çıktı. Organizasyon komitesi olarak 2023 ve 2024 yıllarında gerçekleştirilen son edisyonlarının sonuçlarını kapsamlı biçimde değerlendirdik. Bu değerlendirmede, ülkemizin deprem felaketinin yarattığı ekonomik travmalar, sektörün deviniminin görece yavaş seyretmesi ve uluslararası ölçekte yaşanan ekonomik krizin ülkemize de yansıyan etkileri önemli belirleyiciler oldu. Bu çerçevede, diğer ülkelerde düzenlenen benzer organizasyonlarda da görüldüğü üzere, fuar ve konferansların bienal formatında gerçekleştirilmesinin sektörel dinamikler açısından daha sağlıklı bir model olabileceği kanaatine vardık.
Alınan bu kararın ardından etkinliğin iki yılda bir düzenlenmesi yönünde yapılan değişikliğin hem kamu kurumları hem de özel sektör tarafından olumlu karşılandığını gözlemledik. Nitekim bu yeni format, katılım düzeyinde kayda değer bir artışın gerçekleşmesine de katkı sağladı. Bu durum, başlangıçta olumsuz koşulların tetiklediği bir sürecin zaman içerisinde organizasyon açısından olumlu bir dönüşüm yarattığını gösteren önemli bir kırılma noktası olarak değerlendirilebilir.
HERITAGE İstanbul’un yalnızca bir fuar değil, aynı zamanda bir bilgi ve iş birliği platformu olma iddiası var. Bu yıl profesyoneller ve kurumlar için en kritik kazanımlar neler olacak?
Daha kavramsal bir perspektiften bakıldığında organizasyon sürecini aynı zamanda bir bilgilenme ve yenilenme süreci olarak tanımlamak mümkündür. Biz oluşturduğumuz sektörel platformu, kültür mirası alanında faaliyet gösteren tüm aktörler için yeni iş birliklerinin kurulmasına ve potansiyel etkileşim alanlarının genişlemesine imkân tanıyacak bir içerik kurgusuyla şekillendiriyoruz. Bu nedenle fuar alanına gelen, sergi stantlarını gezen ya da konferans programlarını takip eden her ziyaretçiye ulaşabilen, onunla doğrudan iletişim kurabilen temas noktaları oluşturmak bizim için önemli bir sorumluluk. Organizasyonun mekânsal ve programatik kurgusu da bu iletişim ve etkileşim ihtiyacını destekleyecek şekilde tasarlanıyor.

Teknik açıdan bakıldığında ise fuarcılık doğası gereği geniş mekânlarda gerçekleşen bir etkinlik türü. Ancak kendi mesleki formasyonumdan, yani iç mimarlık perspektifinden hareketle, çok büyük ve kesintisiz alanların ziyaretçi deneyimi üzerinde zaman zaman “büyük alan sendromu” olarak tanımlayabileceğimiz bir zihinsel yorgunluk ve yön kaybı etkisi yaratabildiğini biliyorum. Bu nedenle mekânsal kurguda bu tür bir olumsuzluğu kırmanın en etkili yolunun, geniş hacimlerin içerisinde farklı ölçeklerde tanımlanmış daha küçük ve odaklanmış alanlar oluşturmak olduğuna inanıyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda konferans alanları, söyleşi ve sohbet mekânları, atölye programları ve çeşitli tematik buluşma noktaları gibi birçok yan etkinlikle desteklenen bir organizasyon modeli geliştirdik. Böylece ziyaretçiler ve katılımcılar için daha yoğun etkileşim üreten, daha verimli ve daha uzun soluklu yaşanabilir bir deneyim ortamı oluşturabildiğimizi söyleyebilirim.
Aslında sorunuzun görünmeyen yanıtı büyük ölçüde burada yatıyor. Ancak sektör açısından bakıldığında Heritage İstanbul’un her yıl olduğu gibi bu yıl da oldukça güçlü bir içerikle hazırlandığını ifade edebilirim.
Günümüzde kültürel miras; savaşlar, kaçakçılık, iklim krizi ve kentleşme baskısı gibi ciddi tehditlerle karşı karşıya. Sizce kültürel mirasın korunmasında en kritik risk alanı hangisi?
Kültürel miras üzerinde meydana gelen her türlü tahribatın ciddi ve çoğu zaman geri dönülmesi güç sonuçlar doğurduğu açıktır. Ancak özellikle vurgulamak gerekir ki, insan eliyle gerçekleştirilen tahribat biçimleri diğer tüm etkenlerin önüne geçmektedir. Kaçakçılık faaliyetleri ve kontrolsüz kentleşme bu tahribatın en belirgin örnekleri arasında yer alırken, insanlık tarihinin ve yerleşik medeniyetlerin başlangıç noktalarından biri olarak kabul edilen Mezopotamya coğrafyası ise savaşların yol açtığı yıkımlar nedeniyle kültürel miras açısından en büyük tehditlerin yaşandığı bölgelerden biri hâline gelmiştir. Bu nedenle kültür mirası alanları, kimi zaman doğrudan savaşın etkileriyle, kimi zaman da bölgede faaliyet gösteren radikal yapıların yıkıcı müdahaleleriyle ciddi riskler altında kalmaktadır.
Bu çerçevede UNESCO, Blue Shield International ve ICOMOS gibi kuruluşlar kültürel miras alanlarının korunmasına yönelik projeler geliştirmekte ve uluslararası yaptırımların oluşturulması için çeşitli girişimlerde bulunmaktadır. Bununla birlikte ne yazık ki bu kurumlar çoğu zaman devletlerin jeopolitik çıkarları ve savaş politikaları arasında seslerini duyurmaya çalışan sivil toplum yapıları olarak kalabilmektedir.
Dijital teknolojiler—3D tarama, dijital arşivleme ve yapay zekâ—kültürel mirasın korunması ve güvenliğinde nasıl bir rol oynuyor? Bu yıl fuarda bu alanda öne çıkan örnekler olacak mı?
Teknoloji günümüzde neredeyse tüm sektörlerin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş durumda. Kültürel miras alanında yürütülen çalışmalar da bu dönüşümden güçlü biçimde etkileniyor. Özellikle son yıllarda geliştirilen dijital araçlar, veri tabanları, üç boyutlu modelleme teknikleri ve yapay zekâ destekli analiz yöntemleri, kültürel mirasın belgelenmesi, korunması ve kamuya sunulması süreçlerinde yeni imkânlar yaratıyor. Bu doğrultuda gerçekleştirilen yenilikçi uygulamaların pek çok örneği hem fuara katılan firmalar hem de konferans programımıza katkı sunan konuşmacılar tarafından Heritage İstanbul’un 2026 edisyonunda ziyaretçilerle paylaşılacak.
Bu sorunun kapsamıyla doğrudan ilişkili olan platformlarımızdan birine de burada özellikle değinmek isterim. CULTURAL HERITAGE PLATFORMS çatısı altında, kültürel miras alanını mümkün olduğunca bütüncül bir perspektifle ele alabilmek amacıyla farklı mecraları bir araya getiren bir yapılanma oluşturmayı hedefledik.
Bu portalın temel amacı, kültürel miras alanında faaliyet gösteren tüm aktörler için sürekli etkileşim üreten, bilgi paylaşımını kolaylaştıran ve yeni iş birliklerinin doğmasına zemin hazırlayan dijital bir buluşma alanı oluşturabilmektir. Böylece CULTURAL HERITAGE PLATFORMS girişiminin fiziksel etkinliklerle sınırlı kalmayan, yıl boyunca aktif bir iletişim ve üretim ekosistemi oluşturması da hedeflenmektedir.
Sizce önümüzdeki 10 yıl içinde kültürel miras alanını en fazla dönüştürecek unsur ne olacak: teknoloji, yeni koruma politikaları, yoksa kamu bilincindeki değişim mi?
Sorunun öz yanıtı, insan ve pozitif düşünceye dayanıyor. Kişisel bakış açısında bir değişim olmadan, tüm bu olumlu girişimleri hayata geçirmek neredeyse imkânsızdır. Definecilik, kaçakçılık ve plansız tahribat gibi olgularla mücadele etmek için, eğitim süreci çocuk yaşta başlamalıdır. Ancak bu tür bir eğitimin etkili olabilmesi için kamu kurumlarındaki yetkililerin bakış açısının da dönüşmesi şarttır. Kamu kurumları bu pozitif düşünceyi benimserse, yukarıda bahsettiğimiz UNESCO, Blue Shield International ve benzeri uluslararası büyük kuruluşların ülkelerdeki kamu kurumlarına yaklaşımı da değişecek ve daha güçlü bir iş birliği ve koordinasyon imkânı doğacaktır.
HERITAGE İstanbul’un uzun vadeli hedefi nedir? Bu etkinliği dünyadaki benzer organizasyonlardan ayıran en güçlü yönü nasıl tanımlarsınız?
Heritage İstanbul için danışma kurulunu oluşturduğumuz 2013 yılından bakmak lazım bu soruya.
O dönemde bazı hocalarım bana “Bu organizasyonla neyi hedefliyorsun?” diye sormuşlardı. Ben ise bu organizasyonun, Türkiye’nin kültürel miras alanında dünyaya açılan bir yüzü olması gerektiğini ve uluslararası düzeyde ülkemizin tarihî ve kültürel potansiyelini somut bir tanıtım alanı üzerinden paylaşma hedefinde ısrarcı olduğumu ifade etmiştim.
Bu vizyon doğrultusunda, ülkemizdeki tüm kurum ve kuruluşlarla birlikte hareket ederek 2015’teki ilk edisyondan 9. edisyonuna gelinceye kadar önemli bir mesafe kat ettiğimizi söyleyebiliriz. Bununla birlikte hâlâ yapılacak çok işin olduğunu kabul etmek gerekir. Yıllar içerisinde Heritage projeleri, üç ayaklı uluslararası bir organizasyon yapısına dönüşmüş; Heritage İstanbul’un yanı sıra Heritage Middle East – Abu Dhabi ve Heritage Turquoise – Semerkand ile birlikte Heritage, global ölçekte tanınan ve saygı gören bir enternasyonal marka hâline gelmiştir. Ayrıca, dünyada kültürel miras kavramını, çatısı altında bahsettiğimiz dört ana sektörle birlikte sunan tek marka olmanın da gururunu yaşıyoruz.
Ancak burada üzerinde özellikle durulması gereken nokta, gelinen düzeyi yıkmadan korumak ve bundan sonraki adımları büyük bir özenle atmaktır. Hem ülke hem de dünya genelindeki kaotik ortamların kültürel miras ve ilgili sektörlere olası zararlarının bilincinde olarak yolumuza devam ediyoruz. Aynı zamanda, ülkemizin adını bu platform üzerinden temsil etmenin verdiği onur ve sorumluluk bilinciyle hareket etmenin ağırlığını da hissediyoruz.
Umarız hem sektörel hem de sektör dışı alanlarda takdir görmeye devam edecek yaklaşım çizgimizi koruyabilir ve Heritage markasının misyonunu daha ileriye taşıyabiliriz.