Mine ZABCI – LONDRA/

Londra, yüzyıllardır sanatın, tarihin ve kültürel üretimin kalbinin attığı şehirlerden biri olarak kabul ediliyor. Bu büyük mirasın en güçlü temsilcilerinden biri olan British Museum, dünyanın dört bir yanından getirilen eserlerle insanlık tarihinin ortak hafızasını tek çatı altında buluşturuyor. Müzenin galerileri arasında ilerlerken yalnızca farklı uygarlıkları değil, aynı zamanda geçmişle kurduğumuz görünmez bağ da keşfedilir.


Merdivenlerden aşağı inerken karşıma çıkan Osmanlı sanatına ait İznik çinileri, bu duyguyu derinleştiren anlardan birini oluşturdu. “Lale, karanfil ve rumi” motifleriyle bezenmiş bu zarif desenler, Anadolu’nun estetik anlayışını Londra’nın merkezine taşıyor. Müzenin içinde içilen bir kahve ya da çay bile bu eserlerin gölgesinde bambaşka bir anlam kazanıyor; tarif edilmesi güç bir aidiyet hissi, beklenmedik bir yakınlık duygusu yaratıyor.
Knidos Aslanı: Zamana Direnen Bir Bekçi
Müzeye yaptığım her ziyarette beni sessizce karşılayan eser ise görkemiyle hafızalara kazınan Knidos Aslanı oluyor. Yedi tondan fazla ağırlığa sahip bu anıtsal mermer heykel, Güneybatı Anadolu’daki antik kıyı kenti Knidos’un nekropolünden günümüze ulaşmıştır.

Aslan, bir zamanlar Knidos limanına yaklaşanların uzaktan bile fark edebileceği bir uçurumun kenarında yükselen mezar anıtının zirvesinde yer alıyordu. Yaklaşık on sekiz metre yüksekliğe ulaştığı düşünülen yapı, piramit biçimli çatısıyla dramatik bir siluet oluşturuyor; tepesindeki aslan figürü ise adeta kentin koruyucusu gibi ufka bakıyordu.

Heykelin mermeri, Atina yakınlarındaki Pentelikon Dağı’ndan çıkarılarak Ege Denizi üzerinden taşınmış ve ustalıkla yontulmuş. Alt çenesi ile ön patileri günümüze ulaşmamış olsa da heykelin etkileyici duruşu hâlâ hissedilir. Bugün boş görünen göz çukurlarının ise geçmişte ışığı yakalayıp yansıtmak amacıyla metal ya da camla doldurulmuş olabileceği düşünülmekte.
Mezar yapısının içinde, dairesel bir planla düzenlenmiş en az on iki bireysel gömü odası bulunuyordu. Bu alanın aynı ailenin birkaç kuşağı tarafından kullanılmış olması ihtimaller arasında yer alıyor. Öte yandan dış duvarlardan birinde görülen kalkan kabartması, anıtın bir askerî çatışmada yaşamını yitiren kimliği belirsiz kişiler için inşa edilmiş olabileceği görüşünü de gündeme getiriyor.
Arkeologlar, hem mezarın hem de aslan heykelinin kesin tarihlendirilmesi konusunda henüz tam bir fikir birliğine ulaşmış değil. Ancak bu belirsizlik bile eserin cazibesini artırıyor; Knidos Aslanı’nı yalnızca arkeolojik bir kalıntı olmaktan çıkarıp zamana meydan okuyan bir tanığa dönüştürüyor.
British Museum’un geniş koleksiyonu içinde dolaşırken Knidos Aslanı, ziyaretçiye güçlü bir hatırlatma yapar: Medeniyetler yükselir, limanlar değişir, şehirler dönüşür; fakat sanat, insanlığın ortak hikâyesini anlatmaya devam eder. Bazen tek bir heykel bile, binlerce kilometre ötede insanın içinde derin bir aitlik duygusu uyandırmaya yeter.