Ada SİREL/
Kaybolan bir aşk, saklanan eşyalar ve değişen bir şehir…
Masumiyet Müzesi, metinden mekâna, mekândan ekrana uzanan çok katmanlı bir hafıza anlatısı.
2008’de yayımlanan Masumiyet Müzesi, yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmaz; hafızanın nasıl tutulduğunu ve bir duygunun nasıl maddi bir karşılık bulabileceğini de sorgular. Hikâye, 1970’ler İstanbul’unda Kemal ile Füsun’un ilişkisi etrafında şekillenir. Zaman ilerledikçe bu ilişki, ayrılık ve özlemle birlikte farklı bir boyuta taşınır.

Romanın anlatısı büyük ölçüde Kemal’in bakış açısından kurulur. Füsun’un hayatından uzaklaşmasının ardından geriye kalan eşyalar, sıradan objeler olmaktan çıkar. Sigara izmaritleri, tokalar, küçük hediyeler ve gündelik ayrıntılar; yaşanmışlığın somut izlerine dönüşür. Böylece metin, bireysel bir kaybı nesneler üzerinden kayda geçiren bir yapıya evrilir. Aynı zamanda 1970’ler ve 80’ler İstanbul’unun sosyal ve kültürel dokusu da anlatının arka planında yer alır. Romanın ilerleyen bölümlerinde Orhan Pamuk’un anlatıya bir karakter olarak dahil olması, kurmaca ile gerçek arasındaki sınırı bilinçli biçimde esnetir. Kemal’in eşyaları bir müzede toplama düşüncesi, romanın içinde belirgin bir hedefe dönüşür.
Romanın Mekâna Dönüşmesi

Bu fikir yalnızca metin düzeyinde kalmamıştır. Orhan Pamuk, romanı yazdığı süreçte müze projesini de eş zamanlı olarak geliştirmiştir. 1990 yılında İstanbul Çukurcuma’da bir bina satın alarak hazırlıklara başlamış, 2012 yılında açılan Masumiyet Müzesi ile anlatıyı fiziksel bir mekâna taşımıştır.


Müze, romandaki bölümlere karşılık gelen vitrinlerden oluşur. Sergilenen objeler büyük ölçüde 1970’ler ve 80’ler dönemine aittir. Kurmaca karakterlere atfedilen eşyalarla birlikte dönemin gerçek gündelik nesneleri de yer alır. Böylece hikâye yalnızca okunan bir metin değil; gezilebilen ve deneyimlenebilen bir hafıza alanına dönüşür.
Pamuk, bu süreci ve müzenin düşünsel arka planını Şeylerin Masumiyeti adlı çalışmasında ayrıntılı biçimde ele almıştır.
Ekrandaki yolculuk


Masumiyet Müzesi, roman ve müzenin ardından dizi formatıyla da izleyiciyle buluştu. Netflix’te yayımlanan yapım, hikâyeyi görsel anlatım araçlarıyla yeniden kurarak 70’ler ve 80’ler İstanbul’unu mekân, kostüm ve prodüksiyon tasarımı üzerinden canlandırıyor.
110 farklı mekan, üç bin kostüm

Yönetmenliğini Zeynep Günay’ın üstlendiği dizinin senaryosu Ertan Kurtulan tarafından kaleme alındı. Yapımcılığını Kerem Çatay’ın yürüttüğü proje, Ay Yapım imzası taşıyor.
Kemal karakterini Selahattin Paşalı, Füsun’u Eylül Lize Kandemir canlandırıyor. Oyuncu kadrosunda Oya Unustası, Tilbe Saran, Bülent Emin Yarar, Gülçin Kültür Şahin, Ercan Kesal ve Cansel Elçin gibi isimler yer alıyor. Toplam dokuz bölümden oluşan dizinin çekimleri yaklaşık 110 farklı mekânda gerçekleştirildi; dönemin atmosferini yansıtmak amacıyla yaklaşık üç bin kostüm hazırlandı.
Roman, müze ve dizi olmak üzere üç ayrı anlatım formuna sahip olan Masumiyet Müzesi, aynı hikâyeyi sözcük, nesne ve görüntü aracılığıyla farklı mecralarda sürdürmeye devam ediyor.