Günay Demirbağ /
Yeni yıl yaklaşırken şehir, ışıklar, müzikler ve ritüellerle başka bir zamana geçer. Bu dönüşümün sahnedeki en güçlü simgelerinden biri ise kuşkusuz Fındıkkıran. Çaykovski’nin ölümsüz müziğiyle her sezon yeniden canlanan eser, sadece bir masal anlatısı değil; umut, hayal ve yeniden başlama duygusunun sahnedeki karşılığıdır.

İstanbul’da, yıl sonunun büyüsünü sahneye taşıyan isimlerden biri de Buse Babadağ. Amerika Birleşik Devletleri’nde baş balerin unvanını alan ilk Türk balerin olarak uluslararası sahnelerde önemli bir yolculuğa imza atan Babadağ, İstanbul Genç Bale Topluluğu ile 27 Aralık’ta Fındıkkıran ile Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor.

Amerika’da Noel ruhuyla özdeşleşmiş klasik eserin sayısız yorumunda yer almış bir balerin olarak Babadağ, yalnızca teknik ustalığını değil, eserin duygusal derinliğini ve masalsı atmosferini de İstanbul sahnesine taşımayı hedefliyor. Yeni bir yılın eşiğinde, hayallerle gerçeğin iç içe geçtiği özel eserde, hem kendi yolculuğunu hem de Fındıkkıran’ın zamansız büyüsünü yeniden yorumluyor.
Buse Babadağ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Fındıkkıran’ın onun için ne ifade ettiğini, baş balerinliğe uzanan yolculuğunu, disiplinle zarafet arasındaki dengeyi ve sahneye çıkmadan hemen önce zihninden geçen o tek cümleyi sorduk:

-Amerika Birleşik Devletleri’nde baş balerin unvanını alan ilk Türk balerin olmak size ne hissettirdi?
Baş balerinliğe terfi aldığımı öğrendiğim an saniyesinde gözlerimden yaşlar aktı. O kadar büyük bir mutluluk yaşadım ki tarifi imkansız. Yıllardır hayalini kurduğum şey gerçek oldu ve bu tarif edemediğim bir gurur hissiydi. Bunu başaran ilk Türk balerin olmak ve ülkemi bu şekilde temsil ediyor olmak beni gerçekten çok mutlu ediyor.
-Bu unvanı aldığınız gün, geriye dönüp baktığınızda ilk neyi düşündünüz?
İlk Amerika’ ya geldiğim anı. Çok büyük hayallerle gelmiştim ve beni zorlayan çok fazla unsur oldu kariyerim boyunca ama bunu sonunda başarmış olmak tarif edilemez.
-Sahnedeki duruşunuzu ya da sorumluluk algınızı da değiştirdi mi?
Kesinlikle. Solistken, principal pozisyona ne kadar hazır olduğumu göstermek için her gün canla başla çalışıyordum; sahneye çoğu zaman kendimi kanıtlama duygusuyla çıkıyordum. Principal unvanını aldığınızda ise artık kanıtlanacak bir şey kalmıyor ama bu kez pozisyonun ağırlığını gerçekten hissetmeye başlıyorsunuz. Prova saatleri uzuyor, size verilen rolü kendi yorumunuzla nasıl benzersiz bir hâle getirebileceğinizi çok daha fazla düşünüyorsunuz. Aynı zamanda sadece çalışmaya değil, vücudu sağlıklı ve sürdürülebilir tutmaya da çok daha fazla önem veriyorsunuz.
-ABD’de bale yapmak, disiplin ve beklenti açısından sizi nasıl dönüştürdü?
Her şey çok hızlı ilerliyor ve burası gerçekten fırsatlar ülkesi. Dünyanın en iyi bale sanatçılarının bulunduğu bir ortamda, sürekli olarak kendinizi en üst seviyede tutmanız gerektiğini biliyorsunuz; aksi hâlde iş bulma şansınız çok az. Bu da disiplinli olmayı, gerektiğinde fedakârlık yapmayı zorunlu kılıyor. Böyle bir ortamda özgüveninizin çok güçlü olması gerekiyor. Ben ABD’de, en iyisini bekliyorsam onu elde etmek için de en yüksek eforu göstermem gerektiğini öğrendim.
-27 Aralık’ta Fındıkkıran’da sahnede olacaksınız. Bu eser sizin için ne ifade ediyor?
Fındıkkıran tam bir Amerika klasiği. Amerikalılar Fındıkkıran izlemeden ve onun şarkılarını duymadan Noel ruhunu hissedemiyor. Ve Amerika da birçok tarzda ve stilde her company’ nin farklı bir fındıkkıran versiyonu var. Bu kadar farklı prodüksiyon da yer alıp, farklı rolleri yapmış olma ve bu ruhun tam anlamıyla hissedildiği bir yerden gelerek İstanbul’da onu sergileyecek olmak inanılmaz bir mutluluk benim için. Sadece teknik olarak değil ama o balenin ruhunu getirmek istiyorum.
-Fındıkkıran balenin en çok bilinen eserlerinden biri. Sizin yorumunuzda bu eser nasıl bir karaktere dönüsüyor?
Ben bu eseri iki karakter üzerinden ifade ediyorum. Clara’yı tamamen çocuksu, heyecanlı ve hayal kuran bir karakter olarak ele alıyorum. Şeker Perisi ise Clara’nın hayalini kurduğu, ulaşmak istediği o inanılmaz figür. Bu nedenle yorumumda Clara’nın saf enerjisiyle Şeker Perisi’nin büyülü dünyası birbirini tamamlıyor. Benim için bu iki karakter, dinamik, enerjik ve sıcaklık hissiyle dolu tek bir hayalin iki farklı yüzü.
-Sahneye çıkmadan hemen önce kendinize söylediğiniz tek bir cümle var mı?
Her şey çok güzel olacak diyorum ve öyle çıkıyorum.
-Bale, dışarıdan zarif ama içeriden oldukça sert bir disiplin. Bu ikilikle yaşamayı nasıl öğrendiniz?
Başta bale çok katı bir disiplin olduğu için insanı kişilik olarak da sertleştiriyor. Ancak yıllar geçtikçe, bu sertliğin içinde yumuşak kalabilmenin asıl güç olduğunu fark ediyorsunuz. Disiplin bir baskı değil, sizi ayakta tutan bir yapı hâline geliyor. Böylece zarafet ve dayanıklılık bir arada var olabiliyor.
Genç bir balerine tek bir tavsiye verecek olsanız bu ne olurdu?
Güzel olan her şey zaman alacaktır ve o yüzden bu süreçte sabırlı olmaları gerektiğini tavsiye ederdim ve ayrıca eğer bale de kariyer yapmak istiyorlarsa asla pes etmelerini söyleyebilirim.
-Bugün Buse Babadag için “başarı” ne anlama geliyor?
Bence kişisel olarak koyduğumuz hedeflere ulaşabilmek başarıdır. Ama aynı zamanda bu hedeflerimize ulaşmak için verdiğimiz emeklerimiz ve o alanda yönelik gelişmeleriniz de başarıdır.
Fotoğraflar: Molly Johnson Dansçılar: Buse Babadağ ve Will Robichaud