Çin ile kurduğu tarihsel ve kültürel bağları yeni bir mimari anlatıyla derinleştiren Dior, Pekin’in en canlı bölgelerinden Sanlitun’un kalbinde konumlanan House of Dior Beijing ile kapılarını açıyor. Marka için bir vitrin olmanın ötesine geçen bu özel adres, Dior’un mirasını çağdaş bir deneyim alanı içinde yeniden yorumluyor.
Mimar Christian de Portzamparc imzasını taşıyan heykelsi yapı, ilk bakışta güçlü bir mimari ifade sunuyor. Binanın cephesini saran, yalın ve ritmik taç yaprağı formları; Christian Dior’un haute couture tasarımlarında kullandığı toile kumaşların kesilip biçimlenirken kazandığı akışkanlığı çağrıştırıyor. Bu detay, modayla mimari arasında kurulan incelikli diyaloğun altını çiziyor.
Christian Dior’un mimarlık eğitimiyle şekillenen vizyonuna bir saygı duruşu niteliğindeki yapı, her biri markanın imza kodlarıyla kurgulanmış ardışık mekânlardan oluşuyor. Yumuşak bir ışıkla aydınlatılan beş kat, Dior’un farklı dünyalarını merkezde yükselen anıtsal bir sarmal merdiven etrafında bir araya getiriyor.

VIP salonlardan, dünyaca ünlü şef Anne-Sophie Pic yönetimindeki Monsieur Dior restoranına; beyaz toile’lerin haute couture disiplinini yansıttığı kavramsal iç mekânlardan şehre açılan özel terasa kadar her alan, miras ile çağdaş estetik arasında zarif bir denge kuruyor. Christian Dior’un sanatla kurduğu yakın ilişkiden ilham alan dekorasyon ise Wang Xiyao, Hong Hao, Franck Evennou ve Gio Ponti gibi sanatçıların eserleriyle zenginleşiyor.
Yılbaşı dönemine özel olarak tasarlanan vitrinler, minyatür sahnelerden oluşan masalsı bir anlatıyla mekânı adeta bir tiyatroya dönüştürüyor. Bu büyülü atmosfer, Dior’un hayal gücünü ve anlatı geleneğini mimari bir deneyime taşıyor.