Türk tiyatrosu bugün yalnızca büyük bir sanatçısını değil, sahneye adanmış bir ömrü, bir ekolü ve sayısız hayali uğurluyor. Haldun Dormen’in ardından kalan boşluk, yalnızca bir koltuğun eksilmesi değil; alkışların, kulislerin, provaların ve perde arkasındaki o görünmez emeğin sessizleşmesidir.

Mersin’de başlayan ama daha bebekken İstanbul’a taşınan yaşamı, neredeyse bir asır boyunca bu kentin sokakları, sahneleri ve perdeleriyle iç içe geçti. Şişli’de büyüyen, Galatasaray Lisesi’nde sahneyle ilk kez göz göze gelen Dormen, daha o yaşlarda tiyatronun kendisi için bir meslekten öte bir kader olduğunu sezmişti. Sekiz yaşında geçirdiği talihsiz kazayla bedeninde iz taşısa da, ruhu her zaman sahneye doğru yürüdü.
Robert Kolej’den Yale Üniversitesi’ne uzanan eğitim yolculuğu, onu yalnızca iyi bir oyuncu değil, disiplinli bir tiyatro insanı olarak şekillendirdi. Amerika’da, New York’tan Hollywood’a, Paris’e uzanan deneyimleriyle dünyayı tanıdı; ama kalbi hep İstanbul sahnelerinde attı. 1954’te yurda döndüğünde Muhsin Ertuğrul’un Küçük Sahne’sinde attığı ilk adım, Türk tiyatrosunda yeni bir dönemin habercisiydi.

Haldun Dormen, yalnızca oyunlar sahneleyen bir yönetmen değil; bir okul, bir ustaydı. Kurduğu Dormen Tiyatrosu ve Cep Tiyatrosu, Türk tiyatrosuna Erol Günaydın’dan Metin Serezli’ye, Ayça Bingöl’den Halit Ergenç’e uzanan sayısız isim kazandırdı. O, yetenekleri keşfeden, cesaretlendiren ve sahnede özgür bırakan bir rehberdi. Öğrencileri için çoğu zaman bir hoca değil, bir baba, bir yol arkadaşıydı.
Sinema serüveni ödüllerle taçlansa da maddi kayıplar onu yeniden tiyatroya döndürdü. Çünkü onun için asıl kazanç alkıştı, seyircinin nefesini tutarak izlediği o anlar, perdenin açıldığı ilk saniyeydi. “Hisseli Harikalar Kumpanyası” bir fenomene dönüştüğünde, “Lüküs Hayat” yıllarca kapalı gişe oynadığında, Dormen yalnızca başarıyı değil, seyircinin kalbine dokunmayı başarmıştı.
Hayatı boyunca 250’nin üzerinde ödül aldı; ama belki de en büyük ödülü, yetiştirdiği sanatçıların sahnede ışıldamasını izlemekti. Üniversitelerde yıllarca ders verdi, gençlere tiyatronun yalnızca alkıştan ibaret olmadığını; emek, disiplin ve sevgi istediğini öğretti. Dört dili kusursuz konuşan, kitaplar ve müzikaller yazan Dormen, Cumhuriyet kültürünün yaşayan hafızalarından biriydi.
Haldun Dormen’i uğurlarken, sahneler biraz daha sessiz. Ama onun sesi, repliklerde, notalarda, kulislerde ve öğrencilerinin adımlarında yaşamaya devam edecek. Çünkü bazı sanatçılar ölmez; yalnızca perdeden kulise geçer.
Işıklar senin için hiç sönmeyecek Haldun Dormen.
Perde hep açık kalacak.