Dijital sanatın sınırlarını genişleten The Cube, yeni sergisiyle sanat, teknoloji ve izleyici arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlıyor. CCN Holding çatısı altında faaliyet gösteren The Cube, bu yeni projeyle dijital sanatın yalnızca izlenen değil, yaşanan, hissedilen ve her an yeniden oluşan bir deneyime dönüştürüyor.
CCN Holding’in “geleceği şekillendiren mekânlar ve deneyimler yaratma” vizyonunun bir yansıması olan bu sergi, sanatın teknolojiyle kurduğu ilişkiye dair bir perspektif sunuyor. The Cube’te izleyiciyle buluşan “Canlı ve Düşünen Bir Sanat Deneyimi”, sergisi mekânın mimari ve teknolojik altyapısı özel olarak kurgulanarak hayata geçirildi. Uluslararası yeni medya sanat stüdyosu Ouchhh tarafından yaratılan bu deneyim, tamamen gerçek zamanlı çalışan, hiçbir anı tekrar etmeyen ve sabit bir anlatıya sahip olmayan bir sanat evreni sunuyor. Sergide önceden hazırlanmış sahneler ya da nihai bir görsel bulunmuyor; ortaya çıkan her kompozisyon yalnızca o ana, o izleyiciye ve o mekâna ait oluyor.
İnsan Zihniyle Başlayan Süreç
Deneyimin ilk aşamasında mekân, tek bir katılımcının zihinsel durumuna odaklanıyor. Gerçek zamanlı nöral veriler aracılığıyla algılanan beyin aktivitesi, mekânın görsel yapısına doğrudan etki ediyor. Düşünceler; renk, form ve hareket olarak karşılık buluyor ve ortam, izleyicinin zihinsel hâline göre şekilleniyor.
İkinci aşamada deneyim kolektif bir boyut kazanıyor. Mekân, aynı anda birden fazla kişinin varlığını ve duygusal hâlini algılayarak buna tepki veriyor. Paylaşılan duygular, ortamın atmosferini değiştiriyor; oda sakinleşiyor, yoğunlaşıyor ya da bambaşka bir hâle bürünüyor. Böylece eser, bireysel bir farkındalıktan ortak bir deneyim alanına doğru genişliyor.
Deneyimin son aşamasında süreç insan ölçeğinin dışına taşınıyor. Sistem, NASA’ya ait yirmi aktif uydudan gelen iklim verileriyle gerçek zamanlı olarak beslenerek yapay bir ekosistem oluşturuyor. Bu verilerle şekillenen dijital doğa; sürekli değişen, yaşayan ve öngörülemez bir yapı sunuyor. Katılımcılar, tam vücut takibi sayesinde bu ekosistemle etkileşime girerek onun dönüşümüne doğrudan katkıda bulunuyor.
Bu çalışmada tekrar eden anlatılar ya da kalıcı bir son görüntü bulunmuyor. Her deneyim yalnızca yaşandığı anda var oluyor ve sona erdiğinde geride yalnızca izleyicinin hafızasında kalan izleri bırakıyor.