Rolls-Royce Motor Cars için otomobil, yalnızca bir mühendislik ürünü değil; zaman, zanaat ve sessizliğin iç içe geçtiği kişisel bir evrendir. Starlight Headliner’da işlenen takımyıldızları, Phantom’un tarihinden anlar ve Goodwood’un avlusundaki kare taçlı ağaçlara kadar uzanan detaylar, markanın hafızasını bugüne taşır. Dut ağacı motifinin altında oturmak ise, Sir Henry Royce’un bir zamanlar kendi ağacının altında Phantom’un geleceğini hayal edişine zarif bir selamdır.
Rolls-Royce Türkiye Genel Müdürü Hilal Aysal ile yaptığımız bu söyleşi, sessizliğin neden hâlâ en güçlü lüks dili olduğunu, el işçiliğinin teknoloji çağında nasıl daha da değer kazandığını ve kişiselleştirmenin bir otomobili nasıl “sahip olunan” bir nesneden, “yaşanan” bir deneyime dönüştürdüğünü anlatıyor.

Rolls-Royce’un DNA’sında hız ya da performans değil, mutlak konfor ve sessizlik var. Günümüz dünyasında bu değerler hâlâ “lüks” tanımının merkezinde mi?
– Günümüzde lüks yaşam anlayışı, kişiselleştirilmiş deneyimler, özelleştirilmiş hizmetler, sürdürülebilirlik, dijitalleşme, sağlık ve kaliteli yaşam gibi unsurlarla şekilleniyor. Bu değişim, özellikle lüks markalar için yeni fırsatları ve stratejik yaklaşımları gerektiriyor. Dünyadaki lüks algısı bir ürüne sahip olmaktan çok artık bir şeyi deneyimlemek bir şeyi yaşamak şeklinde evrildi. Rolls-Royce araçlarının en önemli özelliği benzersiz konfor ve sükûnet. Rolls-Royce’un sunduğu sessizlik ve dinginlik, kullanıcıya kendine ait bir alan yaratır; bu da bugün lüks kavramının tam merkezinde yer alıyor.
Bugün birçok marka “lüks” kelimesini kullanıyor. Sizce Rolls-Royce’u lüks markalarından bile ayıran en net fark nedir?
– Tüm dünyada kabul görmüş lüksün temsilcisi Rolls-Royce. Mesela bir saatten veya bir mücevherden bahsederken saatin Rolls-Royce’u diyoruz. Rolls-Royce, kullanıcısına sundukları ve 120 yıllık mirasıyla en iyiyi temsil ediyor. Rolls-Royce tamamen kişiye özel üretilen, kullanıcısının yaşam tarzını ve hayal dünyasını yansıtan yürüyen bir sanat eseridir. Rolls-Royce aslında lüksün de ötesinde, zamansız, sessiz, kendinden emin, kişisel ve kalıcı ayrıcalık sunuyor. Elle üretilmesi ve kişiye özel, yani Bespoke üretimi markayı en belirgin şekilde ayıran özelliğidir.
Rolls-Royce müşterisi bir otomobil mi satın alır, yoksa bir hayat ritmi mi? Türkiye’de bu farkı en çok nerede hissediyorsunuz?
– Az önce de belirttiğim gibi Rolls-Royce kullanıcısının yaşam tarzını temsil ediyor. Bu sebeple Rolls-Royce’da araç satın almıyorsunuz, kendi standartınızı yaratıyorsunuz. Müşterilerimiz renklerden malzemelere, iç mekân atmosferinden dışına kadar son derece özel ve kişisel tercihler yapıyorlar. Hayata geçirdiğimiz müşteri hikayeleri ile 2021 yılında Avrupa’da “Yılın Bespoke Bayisi” olduk.

Marka tarihinde el işçiliği ve kişiselleştirme çok güçlü. Sizce gelecekte insan eliyle yapılan lüks, teknoloji karşısında daha mı değerli olacak?
– Benim için emek verilerek yapılan her şey daha değerli. İnsan eliyle yapılan her şey zaman, emek ve ustalık gerektirdiği için daha özel ve anlamlı oluyor. Rolls-Royce araçlarının her biri tamamen el işçiliği ile üretiliyor. Rolls-Royce öncelikle kendi değerlerini koruyor ve günümüzün getirdiği ihtiyaç kadar olan teknolojiyi de aracın içine entegre ediyor. Bunun inanılmaz bir harman olduğunu düşünüyorum. Goodwood’da bir araç üretilirken günlerce hatta bazen aylarca çalışarak, dokunarak, hissederek benzeri olamayacak şekilde tasarlanıyor. Bu noktada teknoloji, Rolls-Royce için hayallerin sınırlarını genişleten bir araç, ortaya çıkan sanat eserleri ise el işçiliğiyle yaratılıyor. Düşünsenize sadece el işçiliğiyle üretilen bir aracın 4 yıl sınırsız garantisi var.
Elektrifikasyon çağında Rolls-Royce’un sessizliğinin zaten “doğal” olması bir avantaj mı, yoksa markaya yeni bir sorumluluk mu yüklüyor?
Rolls-Royce Motor Cars için sessizlik her zaman markanın DNA’sını temsil ediyor. Bu nedenle elektrifikasyonun getirdiği sessizlik, Rolls-Royce için doğal bir evrim oldu. Rolls-Royce öncelikle kendi değerlerini koruyor, içinde veya dışında elektrifikasyonla ilgili büyük bir özellik göremezsiniz. Spectre önce Rolls-Royce sonra elektrikli araç. Gözünüzü kapatıp araca bindiğinizde inanın elektrikli bir araca bindiğinizi anlamazsınız. Elektrikli araçların bir diğer özelliği sessiz olmaları. Rolls-Royce araçların en önemli özelliklerinden biri zaten sessiz olmaları. Spectre’ın diğer Rolls-Royce’lardan tek farkı şarj ediliyor olması. Dolayısıyla elektrifikasyon, Rolls-Royce için markanın yüzyılı aşkın süredir savunduğu “zahmetsiz lüks” anlayışını geleceğe taşıma sorumluluğu.
Ultra lüks segmentte karar vericilerin büyük kısmı hâlâ erkek. Sizce kadın bakışı, Rolls-Royce gibi bir markaya nasıl bir derinlik katıyor?
-Rolls-Royce çok değişim yaşayan, marka nostaljisini korurken gençleşen ve modernleşen bir marka oldu. Gençleşen kullanıcı profiline kadınların katkısı büyük. Kadın bakışı ise, Rolls-Royce gibi bir markaya özellikle duygusal ve sezgisel olarak çok kıymetli bir derinlik katıyor. Detaylara yaklaşım, dokulara verilen önem, renklerin bir araya gelişindeki denge ve iç mekânın yarattığı atmosfer, lüks deneyimin sessiz ama belirleyici unsurları. Bu yaklaşım, markanın zamansız ve rafine karakterini daha da güçlendiriyor.
Bir kadın yönetici olarak, ultra lüks dünyasında sizden beklenen “duruş” ile kendi karakteriniz arasında hiç çatışma yaşadınız mı?
– Otomotiv sektörü, hatta iş dünyası günümüzde hala ataerkil yapıda. Erkeklerin çoğunlukta olduğu bir sektörde kadın olarak yer almak özellikle ilk senelerde zordu. Ama ben bu tezatı çok sevdim. İlk başladığımda 24 yaşlarında marka müdürü olarak sektörde işe başladığımda “bu mu bana arabayı anlatacak” bakışları ve tavırlarıyla çok karşılaştım. Bu da beni daha çok çalışmaya itti. Arabaların en ince detayına kadar ezberleyip, tereddütsüz yanıt verir hale geldim. Ben, otoritenin yüksek sesle değil, istikrarla ve netlikle kurulduğuna inanıyorum. Hatta lüks gibi incelikli bir alanda, samimi ve sezgisel bir yaklaşım hem ekibimizle hem de müşterilerimizle daha derin ve sürdürülebilir ilişki kurmamızı sağlıyor. Ayrıca bugün ilk dönemlerim ile kıyaslandığı zaman hem iş dünyasında hem sektörde kadınların oranının arttığını görüyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor.
Sosyal medya çağında lüks artık gizlenemiyor. Rolls-Royce gibi bir marka için fazla görünür olmak risk midir?
– Dozajında olan her şey güzeldir, haddinden fazla olan ne güzel görünür ne de hoş karşılanır. Ancak dijital çağda tamamen görünmez kalmak mümkün değil. Bizim için önemli olan doğru zamanda, doğru tonda ve doğru sıklıkta görünür olmak. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de görünürlük dengesini önemsiyoruz. Medyada yer alırken markanın kendine has duruşunu korumaya özen gösteriyoruz.
Türkiye’de Rolls-Royce müşterisini tek kelimeyle değil ama tek bir duyguyla tarif etseniz, bu duygu ne olurdu?
– Türkiye’de Rolls-Royce müşterilerinin tercihleri çok bilinçli. Taleplerde kişiselleştirme ön plana çıkarken gösterişten uzak kalınıyor. Kendilerine özel olması en büyük özelliği. Bu doğrultuda tek bir cümle ile ifade etmem gerekirse “Kendinden emin, sessiz bir zarafet” olur.
Ülkemizde RR algısı dünya ile kıyaslandığında nasıl konumlanıyor?
Rolls-Royce 2013 yılında Royal Motors’un Türkiye distribütörü olmasıyla Türkiye pazarına giriş yaptı. Tüm dünya ile birlikte Türkiye’de de kullanıcılar deneyimlere ve kişiselleştirilmiş ürünlere daha çok önem vermeye başladılar. Özellikle Covid döneminde insanların satın alma alışkanlıkları değişti. Her geçen gün lüks tüketime eğilim artıyor. Bunun sonucu olarak da her yıl yakaladığımız ivmeyi koruyarak istikrarlı bir şekilde satışlarımızı gerçekleştiriyoruz. Ayrıca Rolls-Royce Türkiye’de kültür, zevk ve vizyon sembolü olarak algılanıyor.
Yakın segmentlere yakın olanlarla baktığınızda bespoke nasıl gidiyor Türkiye’de? Çok tercih ediliyor mu?
Çok çok tercih ediliyor hem de. Her aracımızda irili ufaklı diyeyim yani bespoke özellikler var. Rolls Royce’un en büyük özelliği kişiye özel üretim olması. Bir araç hayal edin, kapı içi derisinin kenar noktasının çizgisine bile, fitiline bile sizin karar verdiğiniz. Böyle olunca araçların zaten kişiselleşmemesi imkansız hale geliyor ki, Her müşterimizin aracında biraz da olsa kişiselleştirme var.
Bu bespokeun sınırları ne kadar? Yani hayalleri zorluyor mu?
– Buradaki en büyük sınır sizsiniz. Sizin hayal gücünüz. Ama şimdi dönüp baktığımızda da Rolls Royce’un gerçek anlamda Rolls Royce olabilmesi için bir DNA’sı var. Mesela nedir bu? Önündeki küçük heykelcik, Spirit of Ecstasy, onsuz bir araç Rolls Royce olamaz. Izgarası, onsuz bir araç Rolls Royce olamaz. Jant merkezlerinde dönmeyen Rolls Royce logosu, onsuz bir araç Rolls Royce olamaz. Bazı unsurlar var ki DNA’sında kodludur ve bir araca Rolls Royce diyebilmek için değişmez konumdadır. Ama geri kalan her şeyde hayal gücünüzle limit sizsiniz
Bespoke tarafında customize edilen modelleri çok merak ediyoruz ancak orası biraz görünürden uzak ilerliyor sanırım.
Evet orası sessiz gitmek istiyor. Her hangi bir görüntü paylaşımı için müşteri onayının ve globalin onaylarının gerektiği iç süreçlerimiz. Ancak sözlü olarak söyleyebileceğim, benim en sevdiğim hikaye.Tek başıma yürüttüğüm ve tüm detaylarına hakim olduğum bir süreçti . Çok yakından tanıdığım bir birine çok bağlı bir çift için iki otomobil üretildi. Kuğulardan esinlendiler, kuğular tek eşlidir. Biri yaşama veda ettiğinde diğeri de yaşamına son verirmiş. Bu araçlarda Coachline dediğimiz yandaki çizgilere iki tane bir araya gelmiş kuğular yerleştirildi. İç alanda da yine aynı şekilde kuğu işlemeleri yapıldı. Bu araçların biri yeşil, diğeri mor renk oldu. Mor olan eşlerden kadının, yeşil olan da erkeğin. Karşılıklı iki aracın tasarımlarında diğerinin renkleri de kullanıldı. Eşler bu araçları kullanmaya devam ediyor Çok hissederek içinde yer aldığım bir projeydi. Bebek beklediğim, daha duygusal olduğum bir dönemde bu projeden çok etkilenmiştim.
Rolls Royce’un içine girer girmez tavanında parlayan yüzlerce yıldız görüyoruz Starlight Headliner’dan biraz bahseder misiniz?
Örneğin 100 yıla özel üretilen Phantom’un tavanında çalışılan 1 Ocak 2003 akşamının Goodwood üzerindeki yıldız haritasıdır. Çünkü 1 Ocak 2003 tarihinde Goodwood Fabrikası açılmıştır. Kullanıcının isteğine göre doğum günü, evlilik yıl dönüm gibi özel bir tarihin de gökyüzü yıldız görünümünü bir işlenebilir. Bu özel tavan aydınlatmasında renkler, desenler hepsi kullanıcı isteğine göre değişebilir. Deriler, ipekler kullanılabilir. Sadece yıldız olarak da düşünülmemeli, sınır yok. 100. Yıla özel üretilen Phantom modelinde, Rolls-Royce’un 100 yılda yaşadıkları ve var olan kazanımlarını anlatan bir hikaye var. Goodwood’da bulunan avlu ağaçlarının, bu ağaçların çevresindeki yaşayan arıların bile işlendiği özel bir hikayeye bu otomobilde tanık oluyorsunuz
Peki böyle kişileştirilmiş bir otomobilde Ortalama üretim süresi nedir?
Eğer ki bir aracın üretiminde talep kaynaklı he bir sıra yoksa Rolls Royce’un üretilmesi 4 ay sürüyor. Çünkü hepsi elle üretiliyor. Araç 3,5 ay kala donuyor ve departmanlar tek tek çalışmaya başlıyor. Deri departmanı, ahşap departmanı, teknoloji departmanı, dış renk başlıyor. Fabrikada deri, ahşap, karbon hepsi ayrı ayrı zanaatkarlar tarafından elle işi üretilip işleniyor. Ayrı ayrı üretilen parçalar şaseye eklene eklene üretim tamamlanıyor. Otomobil takribi 13 istasyon geziyor. Geri planda tüm deri, ahşap ve karbon aksamlar çalışıldıktan sonra araç birleştiriliyor. Bir de üretimde evlilik diye bir süreç var. Şasiyle motorun birleşmesi seramonik bir an
Müşteri üretim sürecini izleyebiliyor mu?
Evet takip edebiliyorlar. Kapı kolunun iç dikişine kadar detayların kişiselleştirildiği bir üretimde bu takip hata olasılığını sıfıra indiriyor.
Son olarak; eğer Rolls-Royce bir kadın olsaydı nasıl konuşurdu, nereye girmezdi ve asla nelerden ödün vermezdi?
Eğer Rolls-Royce bir kadın olsaydı; Kendini ispatlama ihtiyacı duymadan, yüksek sesle değil, önce dinleyip sonra kelimelerini seçerek konuşan bir kadın olurdu. Değerlerin hızla tüketildiği yerlerden uzak durur, kalabalıkların peşinden gitmezdi. Kendi kalabalığını yaratırdı. Samimiyetten, zarafetten ve şahsına münhasırlıktan ödün vermezdi.