Sezen KİRACI/
Eğer bugüne kadar hiç dikkat etmediyseniz, şimdi küçük bir deneme yapabilirsiniz. Her hangi bir dergiyi açın ve içindeki saat reklamına bakın, çok büyük ihtimalle yine aynı zamanla karşılaşacaksınız.


Aslında saatlerin 10’u 10 geçeyi göstermesinin oldukça temel bir nedeni vardır; görsel olarak daha dengeli ve zarif bir izlenim bırakması. Fakat bu seçim kesinlikle bir tesadüf değildir, kökeni psikolojiye ve tasarım prensiplerine dayanır. Gelin bunları birlikte inceleyelim.
Önce işin teknik kısmından başlayalım. Saat 10’u 10 geçe konumundayken akrep ve yelkovan birbiri ile kesişmez, aralarında doğal bir boşluk kalır. Bu açı aynı zamanda kadran üzerinde yer alan marka ismi ve logoyu adeta çerçeveler. Böylece simetrik, düzenli ve dengeli bir görünüm ortaya çıkar. Bu konumdayken, tarih göstergesi ya da alt kadranlar gibi (genellikle saat 3, 6 ya da 9 konumunda bulunan) önemli unsurların da rahatça görünürlüğü sağlanır.
Şimdi gelelim işin estetik ve psikolojik etkisine… 10’u 10 geçe konumunda olan bir saate baktığımızda, farkında olmadan saatin bize gülümsediğini hissederiz. Yukarı yöne uzanan akrep ve yelkovan, adeta bir yüz ifadesini andırır ve bu ifade şekli gereği pozitiftir. Üstelik bu açı aynı zamanda “V” şeklini çağrıştırır; bu da onay ve zafer gibi olumlu anlamlarla ilişkilendirilir. Dolayısıyla saat görselinin yanı sıra, arka planda bilinçli olarak tasarlanmış olumlu bir duygu da aktive edilmeye çalışılmaktadır.
Ancak 10.10 her zaman tercih edilen bir zaman değildi. 1920’li yıllarda reklamlarda sıklıkla 8.20 kullanılırdı. İbrelerin bu açısı da marka ve logonun görünmesine olanak sağlıyordu, fakat sonraki yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar bu açının “somurtan yüz” ifadesini yansıttığı ve negatif bir algı oluşturduğunu ortaya koydu. 1950’li yıllara gelindiğinde ise artık neredeyse tüm saat markaları 10.10’u tercih eder hale geldi.
Peki, günümüzde tüm markalar 10.10’u mu kullanıyor?
Neredeyse evet, ancak bazı dikkat çekici istisnalar da mevcut.


A. Lange & Söhne, 10.10’a alternatif bir açı olan 01.53’ü tercih ederken; Oris, bu yaklaşımı farklı bir yorumla 7.54 civarında konumlandırır. Parmigiani Fleurier ise kurucusu Michel Parmigiani’nin doğum saatine atıfla 07.08’i kullanır. Saat reklamlarında, zamandan ayrı olarak göze çarpan bir diğer bilinçli seçim ise “tarih” göstergesidir. Küçük ve zarif bir takvim penceresinde çoğu zaman tek haneli sayılar arasından özellikle “8” rakamının seçildiği görülür. Bunun başlıca nedeni, bu rakamın üstten ve alttan bakıldığında neredeyse kusursuz bir simetri sunmasıdır.
Takvim penceresi genişledikçe tercih de değişir; bu kez 25 ya da 28 gibi çift haneli sayılar öne çıkar. Çünkü bu rakamlar, alanı en dengeli ve en dolu şekilde tamamlayarak görsel bütünlüğü güçlendirir. Lüks saatlerin en yaygın olduğu pazar olan Çin’in kültüründe ise “8” rakamının bolluk ve refah ile özdeştirilerek uğurlu sayılması da dolaylı olarak pozitif bir etki sağlamaktadır. Hatta “28” sayısı çifte bolluk anlamında yorumlanır.
Tüm bu ince detayları bilerek artık bir saat reklamına baktığımızda, gördüğümüzün aslında yalnızca zaman değil, aynı anda bize hissettirilmek istenen duygu olduğunun da farkında varabiliriz. Çünkü lüks dünyasında hiçbir detay tesadüf değildir.