Yanköşe’nin 12’nci edisyonunda sanatçı TUNCA, Ayvalık ve çevresindeki eski evlerden çıkarılan ahşap pencereleri bir araya getirerek kentsel dönüşümün izlerini, geçmişin belleğini ve ortak yaşam kültürünü görünür kılıyor.
Kahve Dünyası’nın kamusal alanda güncel sanatı izleyiciyle buluşturan projesi Yanköşe, 12’nci edisyonunda sanatçı TUNCA’nın “Yan Yana” adlı çalışmasına ev sahipliği yapıyor. Ayvalık ve çevresindeki eski yapılardan toplanan ahşap çıkma pencerelerden oluşan enstalasyon, mimari öğeleri geçmişin tanıkları olarak ele alırken kentin değişen dokusuna ve kolektif hafızasına odaklanıyor.

Her biri farklı bir evden, farklı bir dönemden ve yaşamdan geriye kalan pencereler, sanatçının müdahalesiyle yeni bir bütün oluşturuyor. Bir zamanlar evlerin içini dış dünyaya bağlayan bu mimari parçalar, artık bireysel hikâyelerin ötesine geçerek kentin ortak belleğini temsil ediyor. Pencerelerin yan yana gelişi, farklı yaşamların aynı kentte kesişmesini ve tüm farklılıklarına rağmen ortak bir yaşam alanını paylaşmasını simgeliyor.
Geçmişten kalan izler, bugünün tanıkları

Hafıza, tarih, dönüşüm ve geçmişten bugüne ulaşan izler, TUNCA’nın sanatsal üretiminin temel meseleleri arasında yer alıyor. Sanatçı, çalışmalarında tarihsel kalıntılardan, arşivlerden ve zamanın izlerini taşıyan buluntu nesnelerden hareket ediyor. “Yan Yana” da bu yaklaşımın bir devamı niteliğinde.
Restore edilmek ya da yıkılmak üzere olan eski evlerden çıkarılan pencereler, ait oldukları yapılardan kopmuş olsalar da geçmişteki yaşamların izlerini taşımayı sürdürüyor. TUNCA, bu nesneleri yalnızca mimari kalıntılar olarak değil, geçmişle bugün arasında bağ kuran birer hafıza taşıyıcısı olarak değerlendiriyor.
Sanatçı, üretim sürecini bir tür arşivleme pratiği olarak tanımlıyor. Pencerelerin toplanması, sınıflandırılması ve aralarındaki ilişkilerin kurulması, kentin geçmişinden geriye kalan parçaları yeni bir anlatının bileşenlerine dönüştürüyor. Böylece her pencere, tek başına taşıdığı hikâyenin yanı sıra bir araya geldiği diğer parçalarla birlikte daha geniş bir toplumsal belleğin parçası hâline geliyor.
Kentsel dönüşümün görünmeyen yüzü
*“Yan Yana”*nın odağında, özellikle 1980’lerden itibaren hız kazanan çarpık kentleşme, gecekondu kültürünün kent dokusunda bıraktığı izler ve kentsel dönüşümün yol açtığı değişim bulunuyor. Ancak eser, dönüşümü yalnızca fiziksel çevrenin yenilenmesi üzerinden ele almıyor. Değişen yapılarla birlikte ortadan kalkan mahalle ilişkilerine, dönüşen ekonomik koşullara ve farklılaşan yaşam biçimlerine de dikkat çekiyor.
Bir zamanlar gündelik hayatın parçası olan pencereler, bugün ait oldukları mekânların yokluğunda başka bir anlam kazanıyor. Evlerin, komşulukların ve kent yaşamının tanıklığını yapan bu parçalar, fiziksel dönüşümün geride bıraktığı izleri görünür kılıyor.
TUNCA’nın “Yan Yana” enstalasyonu, bu yönüyle geçmişe ait nesneleri korumanın ötesine geçerek kentin nasıl hatırlanacağı ve hangi hikâyelerin geleceğe taşınacağı sorusunu gündeme getiriyor. Farklı zamanlardan ve yaşam alanlarından gelen pencereler, bir araya geldiklerinde yalnızca geçmişi belgeleyen bir arşiv değil, kent belleği üzerine düşünmeye davet eden çağdaş bir sanat anlatısı oluşturuyor.