Pera Müzesi, sonbahar programında iki yeni sergiyle fotoğraf ve resim tarihinin farklı dönemlerine ışık tutuyor. Cumhuriyetin Kamera Arkası, erken Cumhuriyet İstanbul’unu basın fotoğraflarının yayımlanmamış ve arşivlerde pek rastlanmayan örnekleri üzerinden ele alırken, Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım sanatçının 60 yılı aşan üretimini Francis Bacon ve Victor Willing’in yapıtlarıyla buluşturuyor.
Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım

Pera Müzesi, soyut resmin en büyük temsilcilerinden biri olan Frank Bowling’in eserlerini Türkiye’de ilk kez seyircilerle buluşturuyor. Sergide Bowling’in yapıtlarına 20. yüzyılın etkili figüratif ressamlarından Francis Bacon ve savaş sonrası Britanya resminin özgün ismi Victor Willing’in eserleri eşlik ediyor. Alistair Hicks küratörlüğünde gerçekleşen Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle, üç sanatçının resmin olanaklarına verdiği farklı yanıtları bir araya getirirken izleyicileri, “Resim neye dönüşebilir?” sorusu üzerine düşünmeye çağırıyor.
Küratör Alistair Hicks sergiye ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bu sergideki üç sanatçı da düzen ile kaos arasındaki ince çizginin daha fazla farkına varmamızı sağlıyor. Yaşama biçimimizi sorguluyorlar.”
Renk, yüzey ve belleğin izinde

Bowling’in sanatında renk ve fiziksellik; resmin konusu, yapısı ve hareket alanı hâline geldi. Erken dönem portrelerinde figürün taşıdığı duygusal yoğunluğu boya ve fırça kullanımı ile öne çıkaran sanatçı, ilerleyen yıllarda farklı teknik ve malzemeleri bir araya getirerek yüzeyin fiziksel varlığını güçlendirdi. Bu üretim çizgisi renk, ışık, geometri, bellek ve mekân arasındaki ilişkileri araştıran özgün bir resim anlayışı ortaya koydu.
Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, sanatçının üretim sürecini deneysellik, rastlantı ve yeniden keşfetme eksenlerinde ele alıyor. Sergi, Bowling’in resmi kesintisiz bir dönüşüm alanı olarak kuran yaklaşımını görünür kılıyor. Boyanın dökülmesi, akması, yüzeye nüfuz etmesi, katmanlanması ve farklı malzemelerle buluşması, Bowling’in kompozisyonlarını biçimlendiren yaratıcı hareket alanını oluşturuyor. Bu süreçte yaratım ile yıkım, düzen ile kaos, rastlantı ile kontrol aynı yüzeyde buluşuyor. Sergide, Bowling’in 1960’lı yıllardan günümüze uzanan üretiminin farklı aşamaları ve ilk kez sergilenecek eserleri bir arada izlenebiliyor.
Üç sanatçının kesişen yolları

Francis Bacon ve Victor Willing’in eserleri, sergide Bowling’in sanatsal yolculuğuna eşlik eden “müdahaleler” olarak yer alıyor. Bu karşılaşma, Bacon’ın beden ve figür araştırmalarıyla Willing’in portre ve figür resminden dışavurumcu bir dile açılan üretimini Bowling’in farklı dönemleriyle buluşturuyor. Böylece üç sanatçının resim anlayışları aynı bağlam içinde okunabiliyor.
Hicks; Bacon ve Willing’in eserlerini, “Bowling’in resimleri arasında yolumuzu bulmamıza yardımcı olan birer pusula” olarak tanımlıyor. Bu pusulalar, Bowling’in sanatını kronolojik bir çizgi içinde izlemek yerine, farklı sanatçıların düşünceleri, etkileri ve karşılaşmaları üzerinden okumayı mümkün kılıyor. Sergi böylece üç ressamın kesişen yollarını, ayrışan resim dillerini ve resmin dönüşen olanaklarını aynı anlatı içinde buluşturuyor.

Cumhuriyetin Kamera Arkası: Çok katmanlı bir görsel hafıza
Pera Müzesi, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün (İAE) 20. yıl dönümü için düzenlediği erken cumhuriyet İstanbul’unun gündelik hayatını ve foto muhabirliğinin perde arkasını ele alan Cumhuriyetin Kamera Arkası sergisini ziyaretçilerle buluşturdu. İdil Çetin ve Ahmet Ersoy’un küratörlüğünü üstlendiği sergi, 90 bini aşkın negatiften oluşan Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu, Basın Fotoğrafları Arşivi’nden seçilen görüntülerle dönemin toplumsal çeşitliliğine ve görsel hafızasına farklı açılardan yaklaşıyor.
Sergi mahalle araları, kalabalık caddeler, spor alanları, eğlence mekânları çalışma hayatından sahneler ile erken cumhuriyet İstanbul’unun gündelik hayatını gözler önüne seriyor. Sokakta oynayan çocuklar, geçimini sağlamaya çalışanlar, gösteri izleyen kalabalıklar, sporcular ve kentte dinlenenler, İstanbul’un çarpan kalbini farklı yönleriyle yansıtıyor. Cumhuriyetin “cumhur”una yönelen bu çok sesli bakış, erken cumhuriyet döneminin ezilen ve dışlanan öznelerini ve kimliği bilinmeyen yüzlerini de tarihsel anlatının parçası hâline getiriyor.
Fotoğrafçıların ortak üretiminden doğan bir arşiv

Tasarımını Pattu’nun üstlendiği sergideki seçki, Basın Fotoğrafları Arşivi’nin 12 bin 586 cam ve 8 bin 97 asetat negatiften oluşan ilk grubundan hazırlanıyor. Bu grubun önemli bir bölümünü gazeteci ve foto muhabiri Namık Görgüç’ün oluşturduğu düşünülüyor. Cumhuriyet gazetesinin fotoğraf servisini, gazetenin kurulduğu 1924 yılında Benli Kemal’le birlikte oluşturan Görgüç, İstanbul’u adım adım kaydederken Türkiye’de basın fotoğrafçılığının gelişimine de katkıda bulundu.
Görgüç’ün 1947’deki ölümünün ardından arşivin, fotoğrafçı Selahattin Giz tarafından korunduğu ve genişletildiği biliniyor. Koleksiyonda Cemal Göral ve Faik Şenol gibi dönemin diğer fotoğrafçılarının çekimleri de yer alıyor. Yüzlerce görüntünün bugün bir arada incelenebilmesinin arkasında, Giz’in okunaksız olanlar da dahil farklı nitelikteki negatifleri yıllar boyunca koruması yatıyor.
Fotoğrafçıların negatifleri paylaşması ve aynı fotoğrafların farklı yayınlarda kullanılması, dönemin mesleki paylaşım kültürünü ortaya koyuyor. Farklı bakışları buluşturan bu üretim ağı, arşive kolektif bir görsel hafıza niteliği kazandırırken erken dönem foto muhabirliğinin dayanışmaya ve ortak çalışma pratiklerine dayanan yönünü de aktarıyor.
Yaklaşık 1910’lardan 1970’lere uzanan ve büyük bölümü İstanbul’da çekilen 90 bin 52 negatifi barındıran arşivi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı 2011 yılında satın aldı. Arşivin onarım, zarflama, kutulama ve dijitalleştirme çalışmaları 2013’te tamamlandı; kataloglama süreci ise fotoğraflardaki kişi, mekân ve olaylara ilişkin yeni bilgilerle gelişmeye devam ediyor. İAE’nin İstanbul’un çok katmanlı hafızasını araştırma, koruma ve erişime açma çalışmalarının bir devamı niteliğindeki sergi, Enstitü’nün 20 yıllık birikimini Pera Müzesi’ne taşıyor.