Deniz Lena DEMİRBAĞ
Küresel lüks dünyası, son yıllarda yalnızca estetik ve zanaatkârlık üzerinden değil; anlam, tutarlılık ve kültürel bağlam üzerinden yeniden tanımlanıyor. Bu dönüşümün merkezinde yer alan markalardan biri olan Bvlgari, Roma köklerinden beslenen güçlü mirasını çağdaş bir vizyonla birleştirerek hem mücevherde hem de saatçilikte kendine özgü bir alan yaratıyor. Dünyanın en önemli saat fuarı Cenevre Watches & Wonders kapsamında Bvlgari CEO’su Jean-Christophe Babin ile gerçekleştirdiğimiz röportajda “Gerçek lüks” kavramının bugün ne ifade ettiğinden, yeni nesil tüketicinin değişen beklentilerine; dijitalleşme ve yapay zekânın sektöre etkisinden, ultra ince saatçilikte sınırları zorlayan inovasyon anlayışına kadar pek çok başlık derinlemesine ele alındık.

Lüks son yıllarda köklü bir dönüşüm geçirdi. Size göre bugün “gerçek lüks”ü ne tanımlar? “Erişilebilir lüks” kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugün gerçek lüks, tutarlılıkla tanımlanır. Bir markanın neyi temsil ettiği, ne ürettiği ve müşterileriyle nasıl etkileşim kurduğu arasındaki uyumdur. Zanaatkârlık, yaratıcılık ve özgünlük hâlâ temel unsurlar; ancak artık tek başlarına yeterli değiller—anlamlı ve bütüncül bir yapı içinde yer almaları gerekiyor. “Erişilebilir lüks” ise doğru yönetildiğinde markanın evrenini genişletebilir. Buradaki risk erişilebilirlik değil, sulandırmadır. Tutarlılık korunduğunda erişilebilirlik bir giriş noktası olur; korunmadığında ise markayı zayıflatır.
Yeni nesil tüketiciyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Statü hâlâ ana motivasyon mu, yoksa hikâye anlatımı daha mı etkili?
Statü daha nüanslı bir hâl aldı. Genç tüketiciler artık gösterişli sembollerden ziyade anlama odaklanıyor. Bir hikâye, bakış açısı ya da kültürel bağlam taşıyan objelere yöneliyorlar. Ancak hikâye anlatımı, yalnızca sağlam bir temele dayanıyorsa etkileyicidir. Yapay olarak kurgulanamaz; Maison’un kimliğinden ve ürettiği şeyin bütünlüğünden doğmalıdır.
Günümüz lüks dünyasında olağanüstü bir CEO’yu tanımlayan en kritik özellik nedir?

Netlik. Bir yön belirleyebilme, bunu sade şekilde ifade edebilme ve organizasyonun tüm parçalarının bu doğrultuda uyum içinde ilerlemesini sağlama becerisi. Karmaşık ve hızlı değişen bir ortamda netlik, bir disiplin biçimidir. Bir Maison’un evrilirken odağını korumasını sağlar
Önümüzdeki on yılda Bvlgari dünyasını en çok ne şekillendirecek? Dijitalleşme ve yapay zekânın rolü ne olacak?
En büyük dönüşüm, müşteri ile ürün arasındaki ilişkinin nasıl genişletileceği üzerinden gelecek. Dijitalleşme ve yapay zekâ bu süreçte rol oynayacak, ancak amaç değil araç olacak. İzlenebilirlik, kişiselleştirme ve içerik erişimi gibi alanlarda deneyimi zenginleştirecek; ancak objenin bütünlüğü korunacak. Bvlgari’de teknoloji, zanaatkârlığı desteklemek içindir, onun yerini almak için değil.
Yüksek mücevher kökenli bir Maison olarak Bvlgari, saatçilikte kendine özgü bir alan yarattı. Markanın saatçilik DNA’sını üç kelimeyle tanımlar mısınız?

Form. Zanaat. Duygu.
Form, çünkü her şey tasarım ve oranla başlar.
Zanaat, çünkü o formu meşrulaştıran uygulamadır.
Duygu, çünkü nihayetinde bir saat, işlevinin ötesinde bir his uyandırmalıdır.
Bvlgari saatlerini diğer İsviçre markalarından ayıran temel unsur nedir: teknik ustalık, tasarım dili mi, yoksa kültürel miras mı?

Bu unsurlardan yalnızca biri değil; hepsinin bir araya geliş biçimi. Roma kökenli mirasımız form ve estetik konusunda benzersiz bir bakış açısı sunar. İsviçre saatçiliği ise teknik disiplini sağlar. Bvlgari’yi farklı kılan, bu iki boyutun bütüncül bir ifade içinde birleşmesidir. Saat, üzerine sonradan tasarım eklenen teknik bir obje olarak değil, en başından itibaren bir bütün olarak kurgulanır.
Ultra ince saatçilikte kırılan rekorlar sektörün ilgisini çekmeye devam ediyor. Bu sizin için yalnızca teknik bir başarı mı, yoksa estetik bir manifesto mu?
Her ikisi de. Bu, elbette teknik bir meydan okuma; ancak daha da önemlisi objeyi yeniden düşünmenin bir yolu. İncelik, mimariyi, oranları ve bileşenler arasındaki ilişkiyi yeniden sorgulamayı gerektirir. Bvlgari’de bu yaklaşım estetik bir dile dönüşür. Octo Finissimo yalnızca inceliğiyle değil, bu bakışın sağladığı açıklık ve tutarlılıkla tanımlanır.
Ultra ince saatçilik ciddi mühendislik zorlukları içerir. Bu kadar dar sınırlar içinde inovasyonu nasıl yönetiyorsunuz?

Kısıtlamalar bir engel değil, bir çerçevedir. Ultra ince saatçilikte milimetrenin her kesri önemlidir. Bu da tasarım ve mühendislik arasında üst düzey bir entegrasyon gerektirir. Kararlar sıralı değil, eş zamanlı alınmalıdır. İnovasyon bu disiplinden doğar. Mesele karmaşıklık eklemek değil, onu çözmektir.
İsviçre teknik mükemmeliyeti ile İtalyan tasarım anlayışının birleşimi markada yaratıcılığa nasıl yansıyor?
İsviçre saatçiliği hassasiyet, disiplin ve yapı getirir. İtalyan tasarımı ise sezgi, oran ve ifade duygusu katar. Bu iki boyut uyumlandığında birbirini güçlendirir. Bu ikilik bir çelişki değil, yaratıcılığın kaynağıdır.
Bvlgari saatleri sıklıkla “takılabilir mimari objeler” olarak tanımlanıyor. Buna katılıyor musunuz?
Kısmen, evet. Mimarlık; oran, denge ve hacimlerin organizasyonudur—bunlar bizim yaklaşımımızın merkezinde yer alır. Özellikle Octo koleksiyonu, Roma mimarisinden doğrudan ilham alır. Ancak önemli olan, saatin bilekte doğal hissettirmesidir. Mimarlık dili sağlar; saat ise konforlu ve yaşanabilir olmalıdır.
Türkiye’deki lüks tüketici profilini nasıl tanımlarsınız? Diğer pazarlardan farkı nedir? Bölgede yatırımlar sürecek mi?
Türkiye, estetik ve zanaatkârlığa karşı güçlü bir kültürel hassasiyete sahip bir pazar. Müşterilerimiz hem tasarıma hem kaliteye son derece ilgili ve bilinçli. Ayrıca köklü mirasa duyulan saygı ile çağdaş yaklaşımlara açıklık arasında dengeli bir yaklaşım söz konusu. Bölgede büyüme potansiyelini sürdürüyoruz. Yaklaşımımız net: perakende, müşteri deneyimi ve güçlü yerel iş birlikleri üzerinden Maison’un uzun vadeli vizyonunu yansıtan bir varlık inşa etmek.